Ayşe Naime (Kor) Altuntaş
Ağız ve Diş Bakımı
 
 
 
AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI

 

 

1. Ağız Sağlığı ve Beslenme

 

2. Çocuklarda Ağız  Diş Sağlığı

 

3. Hamilerde Ağız Diş Sağlığı

 

4. İleri Yaşlarda Ağız Diş Sağlığı

 

5. Diyabette Ağız Diş Sağlığı

 

 

 

  AĞIZ DİŞ SAĞLIĞI VE BESLENME İLİŞKİSİ

 

 

 

 

 Diş sağlığımız için nasıl beslenmeliyiz?

 Diş sağlığı için zararlı olarak nitelendirilen gıda madeleri şekerli ve asitli gıdalar ile dişler üzerine yapışıp kalan, kolay temizlenemeyen maddelerdir. Bunları tamamen  kesmek değil ancak belirli bir düzen içinde tüketmek diş çürüğünün önlenmesi için gereklidir.

 Diş sağlığı için önerilen beslenme şekli;

Şekerli, yapışkan ya da asitli gıdalar üç ana öğün içinde tüketilmelidir.

* Öğün aralarında elma, havuç gibi sert dişleri temizleyip dişetine masaj yapacak gıdalar yenmelidir.

Şekerli, yapışkan gıda yendikten sonra dişlerin fırçalanması mümküm değilse ağız su ile

çalkalanmalı ya da bir bardak su içilmelidir.

Yine şekerli gıda yendikten sonra ağıza atılacak bir parça peynir şekerin çürük önleyici

etkisini gidermek açısından son derece önemlidir.

 

 Diş çürüğü eskiye oranla daha fazla mı görülüyor?

 Evet. Özellikle bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde diş çürüğüne eskiye oranla daha sık rastlanıyor. Bunun nedeni beslenme alışkanlıklarının değişmesidir. Eski        insanlar sert gıdalarla beslendikleri için doğal yollarla dişlerde bir temizlik sağlanırdı. Günümüzde hazır gıda endüstrisinin gelişmesiyle birlikte bu tür gıdaların tüketimide arttı. Bisküvi, şeker, çukulata, kola gibi her an elimizin altında olan bu gıda maddeleri dişlerin üzerine yapışıp kalan ve asit oluşturan maddeler oldukları için günümüzde diş çürüğü artışının başlıca sorumluluları olarak kabul ediliyorlar.

 Diş dostu olarak kabul edebileceğimiz gıda maddeleri hangileridir?

 Diş dostu olarak kabul edilen kabul edilen gıda maddelerinin başında proteinler gelir. Vücudumuzun temel yapı taşını oluşturan bu maddeler hem dişlerin gelişimi sırasında, hem de dişler sürdükten sonra diş sağlığı açısından da mutlaka tüketilmesi gereken gıda maddeleridir.

Yüksek protein içeriğinin yanı sıra diş sağlığındaki önemi açısından peynir özellikle şekerli gıda tüketimi sonrası şiddetle tavsiye edilen bir besindir.

Yer fıstığı da içeriğindeki fosfat nedeniyle çerez türü yiyecekler arasında diş dostu olarak nitelendirilen bir besindir.

Rafine edilmemiş hububat (beyaz undan yapılmış ekmek yerine kepekli esmer ekmek) diş sağlığı açısından tercih edilmelidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Çocuklarda süt dişleri aşağı yukarı 6-8 aylıkken sürerler. 2,5-3 yaşında çocuklarda 20 adet süt dişi vardır.

 

Süt dişlerinin görevi; çocuğun beslenmesinin, konuşmasının, görüntüsünün düzgün olmasını sağlamaktır.

 

Ayrıca kalıcı dişler için yer tutmak ve sürerken onlara rehberlik etmektir.

 

Süt dişi erken çekildiği zaman bu doğal yer tutuculuk ve rehberlik ortadan kalkmaktadır

 

Süt dişlerinin erken kaybedilmesi çene yapısını ve diş dizimini bozar.

 

Ayrıca çocuk rahat çiğneyemediği için beslenmesi ve gelişimi etkilenebilir.

 

Bu nedenle süt dişleri değişme zamanına kadar çürüksüz olarak korunmalı,çürük varsa mutlaka tedavi

 

ettirilmelidir.

 

 

 

 

Bebeklerde süt dişlerinin sürmesi sırasında genelde salya akıntısı, iştahsızlık, huzursuzluk, uykusuzluk,

 

ishal, ateş, çene veya yüzde kızarıklık, hafif öksürük gibi sıkıntılar yaşayabilirler. Bu sıkıntılar dişler sürmeden 2-3 ay önce başlayabilir.

 

Bunların ne olduğu ve ne kadar ağrı oluşturacağı konusu çocuktan çocuğa farklılık gösterir,

 

Bu dönemde dişlerini kaşıyabileceği bir şeyler vermek en doğrusudur. Çok gerekli ise doktor önerisiyle ilaç verilebilir.

 

 

 

Süt dişleri normal dişlere oranla daha çok organik madde içerirler, bu nedenle kolay ve hızlı

çürümeye yatkınlardır,

 

  

"Nasıl olsa yerine yenileri gelecek" diye düşünülmemelidir.

 

 

 

 

 

 

 Süt dişleri 6-7 yaşında değişmeye başlar. 6-13 yaş arası karışık dişlenme dönemidir.

 

Bundan sonra süt dişleri yerini kalıcı dişlere bırakır. 6 yaş civarında süt dişlerinin en arkasından alt ve üst çenede, sağ ve sol damak üzere dört adet 1. büyük azı dişleri (6 yaş dişleri) çıkar.

 

Çok erken yaşta çıktıkları için süt dişleri ile karıştırılabilir.Halbuki ömür boyu ağızda kalan

ve çiğnemenin merkezi olan ilk kalıcı dişlerdir.

 

Bunların korunması gereklidir. Bu dişleri korumak için fissür örtücü denilen dişi çürüğe karşı koruyan uygulamalar yapılmalıdır.

 

 

Çocuklar dişlerini nasıl fırçalamalıdır?

 

 

*Dişlerinizi kapatıp, yuvarlak hareketlerle ön dişlerinizin görünen yüzlerini fırçalayın.

 

*Yine dişleriniz kapalı iken yuvarlak hareketlerle her iki taraftaki arka dişleri de fırçalayın.

 

*Ağzınızı açıp, arka dişlerinizin çiğneyici yüzeylerini ileri geri hareketlerle fırçalayın.

 

*Alt ve üst arka dişlerinizin iç yüzeylerini süpürme hareketi ile fırçalayın.

 

*Alt ön ve üst ön dişlerinizin arka yüzeylerini ancak diş fırçasını dik tutarak fırçalayabilirsiniz.

 

 

 

 

 

BUNLARI SAKIN UNUTMAYIN !!!

 

 

*Bebeğinize gece son beslenmesinde şekerli gıdalar vermeyin.

 

*Biberonla süt içirdikten sonra ağız temizliği için su içirin.Bir parça peynir verin.

 

*Emziği kesinlikle şekere, bala, pekmeze batırmayın.

 

*Beslenme sırasında bebeğinizin kaşığını ağzınıza almayın, lokmaları ağzınızdan çıkarıp

bebeğe vermeyin.

 

*Çocuğunuza şekerli yiyecek ve içecekleri iki öğün arasında vermeyin.

 

*Her beslenmeden sonra su verilerek ağız içinin temizlenmesi sağlayın.

 

* Bebeklere bir yaşından sonra emzik ile biberon bıraktırılmalı, bardak ve kaşık kullanarak

beslenmeye alıştırılmalıdır.

 

 

*Çocuğun doğumundan itibaren her beslenmeden sonra ağız içi ıslak gazlı bezle temizlenmeli, bu işlem süt dişleri sürdükten sonrada devam etmelidir

 

* İki yaşından itibaren sizin kontrolünüzde günde iki defa dişlerini düzenli fırçalatın.

 

* Çocuğunuzun yaşına uygun diş fırçası ve macunu seçin.

 

*Diş macununun miktarı bezelye büyüklüğünde olmalıdır.

 

*Çocuğunuzun diş macununu yutmamasına dikkat edin.

 

*Korucu flor uygulaması için dişhekiminize başvurun.

 

*Süt dişlerinde çürük varsa mutlaka tedavisini yaptırın.

 

*6 yaşında süt dişlerinin en arkasından süren,ömür boyu ağzımızda kalması gereken 6 yaş dişlerine fissür örtücü uygulatın.çürük var ise mutlaka tedavi ettirin.

 

*Çocuğunuzu altı ayda bir dişhekimi kontrolüne götürün.

 

DAHA FAZLA BİLGİ İÇİN ÇOCUK DİŞLERİ SAYFAMIZI TAKİP EDEBİLİRSİNİZ.

  

 

 

HAMİLELİKTE AĞIZ DİŞ SAĞLIĞI

 

Diş ve dişeti hastalıkları, erken doğum ve düşük ağırlıklı bebek yapma riskini 3-4 kat arttırır. Bu nedenle hamileler, ağız bakımlarına ve beslenmelerine daha fazla özen göstermelidir.

 

Hamileliğin Ağız- Diş Sağlığına Etkileri: Hamilelik döneminde östrojen ve progesteron hormon düzeylerinin yüksek olması ve tükürüğün asiditesinin yükselmesi ağız sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratır. Dişler üzerinde plak birikimi (ve bakteri birikimi) artar, dolayısıyla dişler çürümeye yatkın hale gelir ve dişeti iltihabının gelişmesi kolaylaşır  (Hamilelik gingivitisi).

Bu şartlarda ağız bakımında yeterince titiz ve hassas davranılmaz ise dişetlerinde kızarıklık , şişlik, kanamalar ve hassasiyet artar; çoğu zaman doğum sonrası kendiliğinden iyileşebilen iltihabi dişeti büyümeleri (Hamilelik Tümörü) gelişir. Bu dişeti büyümeleri çiğneme ve fırçalamada rahatsızlık verebilir ve hekim müdahalesi gerekebilir.

 lk aylarda görülebilen kusma sonrasında, annenin ağız hijyenine dikkat etmemesi diş çürüklerinin gelişmesine sebep olur.

Eğer hamilelik planlanıyor ise anne adayları mutlaka bir dişhekimi kontrolünden geçmeli,hamilelik öncesinde varsa diş ve dişeti problemleri giderilmelidir.

 

           

 

Beslenme: Hamilelikte iyi beslenme annenin olduğu kadar doğacak bebeğin de diş sağlığını olumlu yönde etkileyecektir. Bebeğin diş gelişimi hamileliğin ikinci ayından itibaren başlar. Sağlıklı diş gelişimi için kalsiyum, fosfor ve vitamince zengin besinler yeterince alınmalıdır. Günde bir litre süt veya süt ürünleri bu ihtiyacı karşılar. Anne adayları hamileliğin ilk ayından itibaren ara öğünlerden kaçınmalıdırlar. Ağız içinden uzaklaştırılmayan tüm besin artıkları, dişler üzerinde birikerek çürük oluşumunu hızlandırır.

 

“Her hamilelik anneye bir diş kaybettirir” düşüncesi yanlış bir inançtır. Hamilelik sırasında annenin dişlerinden kalsiyum kaybı olduğuna dair herhangi bilimsel kanıt yoktur. D vitamini, kalsiyum (günlük 1200-1500mg), C ve B12 vitamininden zengin gıdalar almalıdır. Eğer gıdalarla yeterli kalsiyum alınamazsa bebeğin gelişimi için gerekli olan miktar annenin kemiklerinden karşılanır. Dişlerden kalsiyum çözünmesi olmaz.

Bu dönemde dişlerin daha çabuk çürümelerinin nedenleri şunlardır;  

 Bebek beslenen dönemde tatlıya, aburcubura aşırı istek belirir ve bunlar yendikten sonra diş fırçalama ihmal edilir.

 İlk aylarda görülen kusmalardan sonra anne ağız bakımına yeterince özen göstermeyebilir.·

 Gebelik hormonlarının (östojen, progertron) etkisi ile dişetleri daha çabuk kanayan anne, dişlerini fırçalamaktan kaçınır. İşte bu nedenlerden ötürü bu dönemde ağız ve diş temizliğine  daha fazla özen göstermek gerekir.

 

Ağız Bakımı: Hamileliğin ilk aylarında görülen kusmalar, değişen beslenme alışkanlıkları ve hormonal değişimlerin etkisiyle dişetlerinde hassasiyet ve kanama olabilir.

Kanama nedeniyle anne adayları diş fırçalamayı bırakmamalıdırlar. Kanamalar ve dişeti iltihabı dişlerin ve dişetlerinin etkin bakımı ve temizlenmesi ile önlenebilir.

Her gün en az 2 kez, mümkün olan durumlarda her yemekten sonra dişler fırçalanmalıdır. Diş araları diş ipi ile temizlenmelidir.

Dişhekiminin önerisi olmadığı sürece ağız gargarası kullanılmamalıdır.

 

Diş Tedavisi: Hamilelikte kontrol amacı ile düzenli olarak dişhekime gitmek gerekir. Şiddetli ağrı ve iltihabın olduğu durumlarda tedavi hamileliğin hangi döneminde olursa olsun yapılmalıdır. Özel durumlar haricinde diş tedavisi ve diş çekiminin hiçbir sakıncası yoktur Ancak seanslar mümkün olduğunca kısa tutulur. Anestezi ve ilaç verilmesi gereken durumlarda kadın doğum uzmanı ile irtibat kurulabilir. Ertelenebilecek işlemler doğumdan sonraya bırakılır.

 

 

 

 

 

Hamilelik dişlerin tedavisi açısından 3 dönemde

incelenir:

0-3 aylık dönem; Bu dönem hamileliğin en hassas olduğu  dönemdir. Ağrıya neden olan ve müdahale edilmediğinde anneye ve bebeğe zarar verebilecek durumlarda

dişhekimine gidilmelidir.

3-6 aylık dönem; Hamilelik sonuna kadar ertelenmesi uygun olmayan diş çekimleri, dolgular, kanal tedavileri yapılabilir. Müdahalelerin yapılması için en uygun

dönemdir.

6-9 aylık dönem; Bu dönemde bebek anne karnında oldukça büyümüştür ve doğum yaklaşmaktadır. İlk 3 aylık dönemde olduğu gibi acil tedaviler dışında herhangi bir

uygulama yapılmamalıdır.

 

Hamilelerde Röntgen Çekimi: Zorunlu hallerde anne adayına kurşun önlük giydirilerek röntgen çekilebilir.

 

Hamilelerde İlaç Kullanımı: Hamilelik döneminde kullanılan tetrasiklin grubu antibiyotikler “Dişlerde Tetrasiklin Renklenmesi” denilen geri dönüşümü olmayan renklenmelere neden olur. Hamilelikte tetrasiklin, siprofloksasin, aminoglikozitler kesinlikle kullanılmaz. Penisilin, sefalosporin ve eritromisin türevi antibiyotikler ve parasetamol türevi ağrı kesiciler güvenle reçete edilebilir. Ancak hamilelikte kullanılan her türlü ilacın anne adayını takip eden doktorun kontrolünde kullanılması gerektiği unutulmamalıdır.

 

 

ANNE ADAYLARI;

 

ÇOCUĞUNUZUN SAĞLIKLI DİŞLERE SAHİP OLMASINDA EN BÜYÜK ETKEN SİZSİNİZ.

 

 

İLERİ YAŞLARDA AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI

 

Ağız sağlığının bozulması yaşlanmanın doğal bir sonucu değildir.

 

Düzenli diş hekimi kontrolleri yaşam kalitenizi olumlu yönde etkileyecektir.

 

Yakın bir gelecekte dünya nüfusunun %20’sinin 65 yaşın üstünde olacağı düşünülmektedir.

 

İleri yaştaki nüfusun artmasıyla, daha iyi eğitim ve beslenme nedeniyle günümüzde dişler

daha uzun süreler ağızda kalabiliyor.

  

Ağız sağlığının bozulması yaşlanmanın doğal bir sonucu değildir.

 

Bu durum koruyucu diş hekimliği hizmetlerinin yetersizliğine, sistemik hastalıklara, ilaç kullanımına, yanlış ve yetersiz beslenmeye ve uygun yapılmayan ağız bakımına bağlı olarak gelişir.

 

Genel olarak, yaşlanma ile ilgili olduğu düşünülen ağız içi değişiklikler; diş kaybı, dişlerin renginde koyulaşma, dişetlerinde çekilmeler, tükürük miktarının azalması, ağız dokusunda ve kaslarda zayıflama ve tat duyusunun azalmasıdır.

 

Yaşlanmaya paralel olarak minede meydana gelen aşınma sonucu dişlerde şekilsel değişiklikler görülür.

  

Bu durum basit yüzeysel aşınmalardan, önemli madde kaybına kadar ilerleyebilir.

 

Yaşlı nüfusun önemli bir bölümü hareketli protez kullanmaktadır.

 

Bu protezler ağız içi dokuların hem görünümlerini ve hem de bütünlüğünü etkileyen değişikliklere yol açabilir.

 

Bu durum çiğneme fonksiyonunda ve beslenme alışkanlıklarında farklılaşmalara yol açar.

 

Yaşlanmayla birlikte, sıklıkla kadınlarda olmak üzere bütün kemiklerde (Osteoporoz) kemik erimesi görülür.

 

 

 

Protez kullanmayan yaşlı hastalarda bu durum, yüzde ve dudaklarda çöküntüye, ağızda büzülmeye ve dudak köşelerinden başlayan kırışıklıklara neden olur.

 

Alt çenedeki kemik yıkımı ileri boyutlara ulaştığı zaman, çene kemikleri incelir ve bıçak şeklinde keskin hale gelir bu da protezlerin kullanımını zorlaştırır.

 

 

Çene kemiklerinin doğal yapısını koruyabilmek için, fonksiyon görebilen dişlerin veya diş köklerinin ağızda tutulması gerekmektedir.

 

 

Ağız kuruluğu

 

 

*Yaşla birlikte tükürük akışkanlığı azalır. Bu duruma bağlı olarak bakteriyel plak birikimi dolayısıyla çürük ve dişeti hastalık riski artar.

 

*Ağız kuruluğu,ağız içi dokuların darbelere karşı direncini de azalttığı için ağızda yaralara sık rastlanır.

 

*Ağız kuruluğu dilin üzerinde yiyecek artıklarından oluşan bir tabaka birikmesine neden olur buda tat alma duyusunda azalmaya neden olur.

 

Dilde yanma, kaşıntı ve ağrı vardır.

 

 

*Tükürüğün mekanik temizleme ve nemlendirici etkisi azaldığı için özellikle ağız içinde ve dudak köşelerinde mantar tipi enfeksiyonlar görülebilir.

 

*Ayrıca, yetersiz tükürük salgısı sonucu, protezlerin tutuculuğu azalır bu nedenle hastaların çiğneme, yutkunma ve konuşma fonksiyonları olumsuz yönde etkilenir.

 

*Hareketli protezler, ağız içi geniş yüzeyleri kaplayarak tat alınmasını da engellerler.

  

Tat hassasiyetinin azalmasına bağlı olarak, yaşlıda tuz ve şeker tüketimi artar ve bu durum sistemik problemlerin gelişmesine neden olur.

 

* Eklemde meydana gelen deformasyonlar sonucu, ağzın açılması sırasında, hafiften şiddetliye değişensesler duyulur.

 

 

Ayrıca, hatalı yapılmış dolgular, diş gıcırdatma gibi faktörler de dişlerin çiğneme yüzeylerinde değişiklikler yaratarak alt ve üst çene dişlerinin kapanış ilişkilerinin bozulmasına neden olur.

 

Bu durum çene ekleminde ağrı ve hareketlerde kısıtlılık yaratır.

 

 

*Yaşlıda, kronik hastalıklar, ilaç kullanımı, çiğneme ve yutma bozuklukları, tat duyusunun azalması, fiziksel bozukluklar ve hareketliliğin azalması dolayısıyla besin alımının azalması gibi fiziksel etmenlerin yanı sıra çeşitli psikolojik ve sosyal etmenler de beslenme bozukluklarına yol açar.

 

 

 

Ağız ve Protez Bakımı

 

*Yaşlı bireyler ağız bakımı açısından altı ayda bir kontrol edilmelidir.

 

Ancak, ağız bakımı iyi olmayan ve ağız dokularını etkileyen sistemik hastalığı olanlardaha kısa 1-3 ay gibi aralıklarla görülmelidir.

 

 

*Yaşlıda dişeti mekanik kuvvetlere karşı dirençl olmadığı için, bu hastalara yumuşak kıllardan oluşan diş fırçaları tavsiye edilir.

 

*Floridli diş macunları ve ağız gargaraları önerilir.

 

*Dişlere yapılan flor uygulamaları ile kök çürüklerinin oluşumu veya başlangıç halindeki çürüklerin ilerlemesi önlenebilmektedir.

 

*Dişeti dokusunun kaybı sonucu oluşan dişler arası boşluklar, besin birikimine neden olacağı için, bu alanların temizliği ara yüz fırçası ve diş ipliği ile yapılmalıdır.

 

 

*Ağız bakımını gerçekleştiremeyen yatağa bağımlı hastalarda bu işlem, hasta yakınları ve yardımcı sağlık personeli tarafından yapılmalıdır.

 

 

*Yaşlıda diş kaybı fazla olduğu için, kalan dişler sabit veya hareketli protezlerin tutuculuğunda önemli rol oynarlar.

 

 

Bu yüzden, çürük dişlerin tedavisi gereklidir

 

 

*Sürekli alınan bazı ilaçlar ağız kuruluğuna neden olabilirler.

 

 

Tükürük, dişleri çürüğe karşı koruyan doğal bir salgıdır, bu nedenle tükürük salgısında azalma varsa diş hekiminize danışın.

 

 

*Protezler yemeklerden sonra protez fırçası ile temizlenmelidir.

 

 

*Protezler gece mutlaka çıkarılmalıdır. Dişetlerinizin de dinlenmeye ve havalanmaya ihtiyacı vardır.

 

 

Çıkarılan protezler temizlenmeli ve soğuk su içinde tutulmalıdır. Ayrıca, protez temizleme tabletleri de protezlerin mikroplardan arınmasına yardımcı olur.

 

Yaşlanma ile ilgili olarak ağız içi ve çevre dokularda şekil ve fonksiyon açısından bir takım değişiklikler meydana gelebilir.

  

Bunların ağız sağlığımızın bozulmasına neden olmaması için kişisel bakımınızın ve düzenli diş hekimi kontrollerinin çok önemli olduğunu unutmayın…

 

 

DİYABET VE AĞIZ SAĞLIĞI

 

Diyabet ağız sağlığını nasıl etkiler?

Diyabet sistemik bir hastalık olduğu için ağız içinde de etkili olur. Dokuların beslenmesi zorlaşır ve diğer organlarda olduğu gibi ağızda da hastalıkların gelişmesi kolaylaşır.
Diyabette vücudun savunma sistemi zayıftır; ağız içi sorunlarının çözümü daha çok zaman alır. Bunların yanı sıra ağız içi yaraları, diş apseleri ve diş eti hastalıkları da kan şekerinin yükselmesine neden olur.

 Tükürük, fizyolojik ağız temizliğinde önemli bir faktördür. Diyabette tükürüğün azalması ve yoğunluğunun artmasık fizyoloj ağız temizliğini güçleştirir. Temizlenemeyen yiyecek artıkları üzerinde bakteriler hızla çoğalır ve dental plak (diş kiri ) oluşumunu hızlandırır. Dental plak, diş çürüğü ve diş eti hastalıklarının temel nedenidir.
Özetle yüksek kan şekeri ağız içi sorunlarını; ağız içi sorunları da kan şekeri yükselmesini tetikler. Bu kısır döngü diyabetin ağıza verdiği zararları artırır. 

 

 

 


Dental plak nedir?

Düzenli ağız temizliği yapılmaz ise, yiyecek artıklarına yerleşen bakterilerin çoğalması ile oluşan muhallebi kıvamında, beyazımsı, tırnakla kazınabilen eklentidir; diş kiridir. Diş yüzeyinde ve dişlerin arasında, dil yüzeyinde birikir. Diş fırçası ve diş ipi ile ağızdan uzaklaştırılabilir. Temizlenmezse, tükürükteki fosfat ve kalsiyumla birleşerek 2 gün içinde sertleşip, diş taşına dönüşür.  Diş taşı ancak diş hekimi tarafından temizlenebilir.

Dental plak temizlenmezse ne olur?

Diş çürüğü ve diş eti hastalıklarına, ağız kokusuna neden olur.

 

Dental plak nasıl temizlenir?

Diş fırçası, diş ipi ve dil fırçası ile temizlenir.


Diş ipi, dişlerin ara yüzlerinde fırçalamayla çıkmayan dental plağı çıkarır. Diş ipi kullandıktan sonra ağız tekrar su ile çalkalanıp tükürülürse dental plak temizliği daha iyi olur.
 
Dildeki dental plağın temizliği dil fırçası veya diş fırçasıyla yapılabilir.

 Eğer sabit proteziniz köprü şeklinde ise, köprünüzün altını da özel diş ipiyle temizlemelisiniz. Çünkü dental plak, iyi yapılmamış köprülerin alt yüzeyinde çok birikir. Proteziniz çıkarılıp takılan yapıda ise mutlaka her gece özel protez fırçası; yoksa diş fırçası ve macunla temizlenip, su dolu bir kapta bekletilmelidir. Bu yolla protezin kan dolaşımına yaptığı baskı azalır. Alt ve üst çenelerde kemik kaybı (osteoporoz) daha yavaş olur. Hareketli protezlerin haftalık temizliğinde ise özel protez temizleme tabletlerinin kullanılması gerekir.

 

        


 

Ağız temizliğini zorlaştıran etkenler nelerdir?

Ağzınızda diş çürüğü, diş eti hastalığı, iyi yapılmamış dolgu ve protezler,  dişlerdeki çapraşıklıklar ve çene eklemlerinde problemler,   fırçalanma sırasında ağrıya ve kanamaya neden olacağı için ağız temizliği yapmanızı zorlaştırır, çiğnemeyi de güçleştirir.

İyi çiğneyebilmek diyabette neden önemlidir?

Diyabetin tedavisinde doğru beslenmek ilk kuraldır.  Doğru beslenmede yiyeceklerin uygun seçimi kadar, iyi çiğneyebilmek de çok önemlidir. Karbonhidratların sindirimi ağızda başlar. Ağızda çürük, eksik, kırık dişler; diş eti hastalıkları, ağız yaraları, iyi yapılmamış dolgu ve protezler, dişlerdeki çapraşıklıklar, çene eklemindeki sorunlar çiğneme esnasında acı ve ağrı verir; lokmayı çiğnemek yerine çabucak yutma isteği geliştirir. Ayrıca diyabetli hastada tükürüğün az olması da çiğnemeyi ve yutmayı zorlaştırır. Hızlı çiğneyip çabuk yutmak, yemek süresini kısaltır. Araştırmalar tokluk hissinin ancak 20 dakikalık yemek süresi sonrası geliştiğini göstermektedir. Yiyecekler çabuk tüketilirse doyma hissi gelişmeyeceği için daha çok yemek yenilir. Bu durum diyabet tedavisinin ilk hedefi olan doğru beslenme prensiplerine terstir. 

İyi çiğneyebilmek için ne yapılmalıdır?

Bunun için kişisel bakım ve doktor kontrolü çok önemlidir. Ağız içinde diyabetin zararlı etkilerini azaltmak için, her gün diş fırçası, diş ipi ve dil fırçası ile ağız temizliğini  yapmak gerekir.  Günlük bakımın yanı sıra 15 günde bir ağzınızı ayna karşısında inceleyiniz. Dişlerde ve diş etlerinde renk değişikliği,  kanama, şişlik ve ya sertlik varsa, ağız içindeki diğer dokularda yine renk değişikliği sertlik, şişlik gözlemlerseniz diş hekimine gitmeyi ertelemeyiniz. Eksik, çürük dişlerin ve diş eti hastalıklarının gerekli tedavilerini yaptırınız.  Ayrıca sorun olmasa da yılda 2 kez kontrol için diş hekiminize başvurunuz.
 
Diş hekiminden randevu alınırken nelere dikkat edilmelidir?


Sabah saatlerinde randevu alınmalı, randevu süresinin kısa olması istenmelidir. Eğer tedavi süresi uzayacaksa, ara öğün molası verilmelidir. Diş hekimine giderken kan şekeri ölçümü yapıp, rutin diyabet tedavinizi uygulayınız.  Öğün atlamayınız. Ağrınız varsa ağrı kesici alabilirsiniz. Kan şekeri yüksekse sadece acil müdahaleler yapılır. Kan şekeri kontrol altına alınınca rutin tedavilere devam edilebilir. Herhangi bir cerrahi müdahaleden önce hastanın kan şeker seviyesinin 180 mg / dl'nin altında olması istenir. Kan şeker seviyesinin 180 mg / dl'nin üzerinde olduğu hastalarda ancak acil enfeksiyon müdahaleleri yapılabilir, çünkü enfeksiyon kan şekerini daha da yükseltir ve iyileşmeyi geciktirir.

 
Diyabette ağız kuruluğunu önlemek için ne yapılabilir?

Gün boyu sık sık su yudumlamak, ara öğünlerden sonra ağzı su ile çalkalamak ağız hijyeni ve ağız kokusunu önlemek için yardımcıdır. Alkollü, karbonatlı, kafeinli içecekler, baharatlı, tuzlu, yağlı besinler ağız kuruluğu yapar. Ağız kuruluğu da ağız kokusunu artırır.

Ağız kokusunu nasıl önleyebiliriz?

Ağız kokusu 5 tiptir. Eğer koku ağız kaynaklı ise, ağız hijyenini sağlamak, kötü yapılmış dolgu ve protezleri yeniletmek gerekir. Ayrıca çinko içeren diş macunları, çinkolu ağız gargaraları ve çinkolu sakızlar ağız kokusunu azaltmada yardımcıdır. Nane, maydanoz, yeşil çay gibi tüm yeşil yapraklı bitkilerin ve ceviz, badem, fıstık gibi kuru yemişlerin yapısında çinko vardır. Bu besinler de ağız ağız kokusunu gidermede etkilidir. 


Eğer aşağıdaki durumlardan herhangi biriyle karşılaştıysanız hemen diş hekimine başvurunuz.

 

1. Fırçalama veya yemek esnasında ortaya çıkan dişeti kanamaları

2. Dişetinde kızarıklık, ağrı, hassasiyet, şişlik

3. Dişetlerinde çekilmeler

4. Diş taşları

5. Dişlerde hassasiyet

6. Dişlerde pozisyon değişiklikleri ve sallanmalar

7. Ağızda kötü koku ve tat

8. Diş çürükler

 

Diyabetli hastalarda; Kontrollü beslenme, düzenli ilaç kullanımı, ihmal edilmeyen ağız temizliği ve dişhekimi kontrolleriyle ağız sağlığını korumak ve kendi dişleri ile yaşamak daha kolay ve keyifli olacaktır.

 

 

 

 

 

Tüm Hakkı Saklıdır © 2019 - Bu sitede kullanılan tüm içeriklerin telif hakları "Ayşe Naime (Kor) Altuntaş'a" aittir.

‘Bu web sitesinin içeriği, kullanıcıyı bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır, hiçbir ticari amaç taşımaz. Bu sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu web sitesinin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.’