Ayşe Naime (Kor) Altuntaş
TEDAVİLER
 
 
 
Cerrahi Tedaviler

 

 

Cerrahi Tedaviler 

  

1-Diş çekimi

2-Gömük dişler ve yirmi yaş dişleri

3-Apse ve kist operasyonları

4-Diş ve çene kırıkları

5-Kemik ogmantasyonu ve sinüslifting

6-İmplantoloji

 

 

DİŞ ÇEKİMİ

 

 

 

 

Günümüzde, bilimsel ve teknolojik ilerlemenin diş hekimliği bilimine katkıları sayesinde, öncelikle dişi tedavi etmek ve ağızda tutmak hedeflenmekle birlikte, bazı durumlarda, hasta sağlığını koruma veya tedavi planlaması nedeniyle diş çekimine başvurulmaktadır. Bu durumları şöyle özetleyebiliriz:

 

 . İleri derecede çürük ve madde kaybı yüzünden tedavi edilemeyen dişler.

 . Darbe alarak tedavisi mümkün olmayacak şekilde kırılan dişler.

 . Kanal tedavisine rağmen kurtarılamayan apseli dişler.

 . İleri derecede dişeti iltihabı nedeniyle sallanan dişler.

 . Zamanında düşmeyen süt dişleri.

 . Konum bozukluğu sebebiyle ağız temizliği veya foksiyonunu tehdit eden dişler,

 . Kist ya da tümör içindeki dişler.

 . Tam sürememiş (gömük) ve sorun yaratan dişler ve yer darlığı nedeniyle ortodontik tedaviye yardımcı olmak amacıyla, sorunsuz olduğu halde  bazı dişler çekilebilir.

 

 

Diş çekimi kuvvet gerektirir mi? Bu bakımdan bayan ve erkek diş hekimleri arasında fark var mıdır?

 

Çekim sırasında elbette bir kuvvet uygulanır. Ancak çekim aletleri zaten hekimin uyguladığı kuvveti birkaç katına çıkaracak şekilde tasarlandığından, aşırı kuvvet olumsuz sonuçlar bile doğurabilir. Dolayısıyla diş çekimi daha ziyade, teknik bilgi ve beceri gerektiren bir girişimdir. Birçok çene cerrahının bayan olduğu unutulmamalıdır.

  

Akut apseli diş neden çekilmez?

 

Dişte akut apse (ağrı, şişlik, ateş ve genel halsizlik) durumu var ise diş çekimi ve iltihap drenajı öncesi en az iki gün mutlaka antibiyotik kullanılmalıdır.

 

Antibiyotik kullanılmasının sebebi dişteki enfeksiyonun kan yoluyla vücuda yayılmasının engellenmesidir.

 

Enfekte (apseli) bir diş sadece antibiyotik kullanımı ile tedavi olamaz, mutlaka dişhekiminin   tedavi etmesi gerekir.

 

Kronik apseli dişlerde ise; antibiyotik tedavisi gerekmeksizin diş çekimi yapılır.

 

 

Apseli dişlerin zararları:

 

Tedavi edilmeyen diş apsesi; genişleyerek yakındaki dişleri, çene kemiğini ve çevre dokuları zarara uğratır.Ayrıca endokardit, pnömoni, mediastinit gibi hayatı tehdit edebilen hastalıklara sebep olabilir.Apseli dişlerin tedavisi yahut çekimi mümkün olan en kısa sürede yapılmalıdır.

 

Çekim sırasında diş neden kırılır?

 

Özellikle büyük azılarda, yani çok köklü dişlerde, kökler çok ayrık ya da kıvrık olduğunda.

 

Kemiğin elastikiyetini kaybettiği yaşlı kişilerde.

 

Esnemeyen çok kalın çene kemiğine sahip olan kişilerde

 

Aşırı madde kaybı nedeniyle tutacak yeri azalmış ve kırılganlaşmış dişlerde çekim sırasında kırılma olabilir. Bu korkulacak bir durum değildir. Diş hekimi bu iş için üretilmiş aletlerle, kalan parçaları acısız bir şekilde çıkartır.


 

Diş çekimi korkusunu yenmek için ne yapılabilir?

 

Bu korkunun hiçbir şekilde giderilemeyeceğinin anlaşıldığı özel durumlarda, genel anestezi altında çekim yapılabilir. Ancak çoğunlukla hasta hekim arasındaki diyalog ve yaklaşım böyle bir girişimin gerekmediğini göstermektedir. Öncelikle çekilmesi gereken dişin vücuda verdiği zararlar ve ağrı gibi olumsuzluklar göz önüne alınarak, bundan kurtulmak gerektiği hatırlanmalıdır. İyi bir uyuşma sağlandıktan sonra, çekim sırasında, sadece bir basınç hissi ve dişin yükselmesi sırasında küçük çıtırtılar duyulabilir. Ağrı ya da acı olmaması gerekir. Genellikle insanlar çevrelerindekileri korkutmayı severler ve bu basınç ve çıtırtıları abartarak anlatırlar. Bu tür yanlış telkinlerin etkisinde kalınmamalı, her türlü soru hekime yöneltilmelidir.

 

Çekim öncesi yapılması gereken şeyler nelerdir?

 

-Eğer doktorunuzun önerdiği bir ilaç (örneğin antibiyotik) söz konusuysa, mutlaka saatlerine uyarak, düzenli bir şekilde kullanmalısınız.

 

-Bir hastalığınız ya da alerjiniz varsa ve ayrıca bu yüzden sürekli kullandığınız ilaçlar mevcutsa, kesinlikle bunları hekiminize söylemelisiniz.

 

- Çekimden önce pıhtılaşmayı geciktiren aspirin türü ilaçlar kullanılmamalıdır.

 

-Mümkünse dişler güzelce fırçalanmalı ve bir antiseptikli suyla çalkalanmalıdır. Böylece ağızdaki bakterilerin azalmasıyla enfeksiyon gelişme  riski düşer..

 

Diş çekiminden sonra nelere dikkat edilmeli?

 

Çekim yarasının üzerine konan tampon bir iki saat kadar tutulmalıdır.

 

Bu tampon atıldıktan sonra, gerekmiyorsa tekrar tampon konmamalı, oluşan pıhtının bozulmamasına özen göstermelidir.

 

Ağız suyla çalkalanmamalıdır.

 

Çekim sonrası iki saat kadar bir şey yenmemeli, bu süre dolduktan sonra da mutlaka ılık şeyler tercih edilmeli ve çok sıcak ya da soğuk yiyeceklerden uzak durulmalıdır. 

24 saat sigara içilmemelidir. Sigara pıhtının bozulmasına ve yara yerinin iltihaplanmasına neden olabilir. Kuru soket denen bu durum uzun süre ağrıya sebep olur.

24 saat alkol alınmamalıdır.

Hiç bir şekilde çekim yerine dokunulmamalı, yara bölgesi emilip tükürülmemelidir.

Yaralı bölge 24 saat kullanılmamalıdır.

Ağrı olursa aspirin dışında bir ilaç tercih edilmeli, mümkünse bunun için hekime danışılmalıdır.

Çekim yeri mutlaka temiz tutulmalıdır. Yara içerisine yemek artığı dolması önlenmelidir. Çekimden 24 saat sonra, yumuşak bir diş fırçasıyla bölge yavaşça fırçalanmalıdır. Bu sırada ılık tuzlu su gargarasından da faydalanılabilir.

Kanamanın hafif bir sızıntı halinde 6- 24 saat sürmesi normal kabul edilmektedir. Ancak aşırı bir kanama varsa ya da bu süre aşılmışsa mutlaka diş hekimine başvurulması gerekir.

Aynı şekilde, uzun süren ağrı şişlik durumlarında da hekime haber verilmelidir.

 

Profilaktik antibiyotik tedavisi gereken durumlar:

 

Sağlıklı kimseler için; diş çekiminde antibiyotik kullanımına gerek yoktur. Cerrahi işlem gerektiren kök veya gömülü diş çekiminden sonra antibiyotik kullanılmalıdır.

Sistemik bir hastalığı veya bağışıklık sistemi yetersizliği olan kimselerde diş çekimi öncesi ve sonrasında belirli bir protokol çerçevesinde antibiyotik kullanılması gerekir. Bu hastalıklar şunlardır:

Kalp kapağı protezi taşıyanlar, bakteriyel endokardit (kalp romatizması), kompleks siyanotik konjenital kalp hastalığı, hipertrofik kardiyomiyopati, bağışıklık sistemi yetersizlikleri, kronik böbrek yetmezliği, radyoterapi görmüş hastalar. 

 

Çekim yarası iyileştikten sonra ne yapılabilir?

 

Çekim boşluğunun yerine, duruma göre, köprü, protez ya da implant uygulanmalıdır. Aksi halde çekilen dişe komşu olan dişlerde konum bozuklukları (eğilme, devrilme vb.) gelişir ve buna bağlı olarak çiğneme fonksiyonunda yetersizlik sebebiyle sindirim bozuklukları oluşabilir.

 

    

 

 

 

GÖMÜK DİŞLER:

 

Sürme zamanı geldiği halde, diş dizisinde yer almayarak mukoza veya kemik altında kalan dişlere gömük dişler denir. Çoğu zaman hiçbir rahatsızlık vermediği için ancak radyografik incelemede fark edilirler.

 

Gömük kalmış dişler hastanın protez kullanımına bağlı olarak gelişen bası nedeniyle sonraki dönemlerde de sürme eğilimi gösterebilirler.

 

Genç yaşlarda özellikle ön bölgelerde  gömük kalmış dişler eğer pozisyonları uygun ise ortodontik tedavi ile diş dizisindeki yerlerine yerleştirilirler.

 

 

 

 

 

 

 

 

      

 

 

 

Dişler Neden Gömük Kalırlar?

 

• Uzun süren iltihapların dişin üzerindeki mukozayı kalınlaştırması
• Kemiğin çok yoğun olması
• Anormal pozisyonlar
• Çenede yer darlığı ve komşu dişlerin baskısı
• Daimi dişlerin etrafında fazladan diş veya kistik oluşumların bulunması
• Çene kemiğinde enfeksiyonlar
• Süt dişlerinin gereğinden fazla ağızda kalması
• Süt dişlerinin vaktinden önce kaybı
• Genetik nedenler
• Hamilelik döneminde annenin geçirmiş olduğu hastalıklar (kızıl, kızamık, suçiçeği gibi) ve kullanmış olduğu ilaçlar
• Kansızlık
• Tüberküloz
• Damak yarıkları
• Yirmi yaş dişleri (üçüncü büyük azı dişi veya akıl dişi) ağzımızda en son süren dişler olduğu için gömüklükleri en sık görülen dişlerdir.

 

Gömük Dişlerin Çevre Dokularda Sebep Olduğu Problemler:

 

Ağızda gömük diş tespit edildi ise en kısa zamanda çekim işlemi gerçekleştirilmelidir, çekim için problem gelişmesinin beklenmesi doğru bir yaklaşım değildir.

• Dayandıkları komşu dişlerin çevresinde kemik yıkımı ve periodontal problemler gelişir, hatta hiçbir rahatsızlık hissedilmeden komşu dişin kökünde rezorpsiyon

  (aşınma ve erime) gelişir ve diş kaybedilir.
• Özellikle yarı gömük diş ve yanındaki dişlerin çevresinde biriken besin ve mikroorganizmanın temizlenememesi dolayısıyla çürükler gelişir.
• Gömük kalan dişin içinde bulunduğu diş folikülünden kist ve tümör gibi patolojik oluşumlar gelişebilir.
•  Fokal enfeksiyon odağı olabilirler.
• Nedeni bilinmeyen çene, kulak ağrısı, çene eklemi ağrısında gömük diş çekildiğinde ağrılar bazen geçebilmektedir.
• Gömük yirmi yaş dişinin enfeksiyonu ağız açıklığının kısıtlanmasına neden olabiliyor.
• Alt çenedeki gömük dişler bulundukları bölgede çene kemiğinin zayıflamasına ve bir travma sonucu kolaylıkla kırılmasına yol açar.

* Ortodontik tedavide diş hareketlerine engel olacağından tedavisi öncesi çekilmeleri gerekir.

 

Gömük Dişerin Ameliyatı Sonrası Yapmanız Gerekenler:

 

• Tamponu 1-2 saat süre ile ısırın.
•  Hekiminizin size verdiği reçetedeki ilaçları ameliyatı takiben kullanmaya başlayınız. 
•  Ameliyatın yapıldığı gün boyunca ameliyat bölgenize dışarıdan soğuk uygulaması yapınız.
• Ameliyatın yapıldığı gün boyunca sıcak yiyecek ve içecek tüketmeyiniz.
• Ameliyatın yapıldığı gün boyunca sigara ve alkol kullanmayınız.
• Ameliyatın yapıldığı gün boyunca sıcak duş ve banyo yapmayınız.
• Ameliyatın yapıldığı gün boyunca ağzınızı sıkça çalkalamayınız ve gargara yapmayınız.
• Ameliyatın ertesi günü diş fırçalamaya başlamalı, ağız hijyeni üst düzeyde tutulmalıdır. 
• Ameliyatı takiben iki gün ve daha fazla süre ağrının mevcudiyeti durumunda hekiminize başvurunuz.
• Dikişlerinizin alınması için ameliyat gününden 1 hafta sonra kliniğinize geliniz.

 

 

 

YİRMİ YAŞ DİŞLERİ (Akıl Dişleri):

 

 

Ağzımızda en son süren dişler yirmi yaş dişleridir. Bazı kişilerde de doğuştan hiç yirmi yaş dişi germi oluşmamıştır. Dolayısıyla bu kişilerde yirmi yaş dişleri hiçbir zaman sürmez. Ancak bazen bu dişler oluştukları halde sürme problemleri oluştururlar. Çenede yer olmaması veya çeşitli nedenlerle yirmi yaş dişlerini çekmek gerekebilir.

 

Genelde 17 ile 25 yaşları arasında sürmeye başlar. Eğer doğru pozisyonda sürmüş, diğer dişlere baskı yapmıyor, çevre dokulara zarar vermiyorsa ve ağız hijyeninin sağlanmasında engel teşkil etmiyorsa  bu dişin yerinde kalmasında bir sakınca yoktur.

 

 

Hangi durumlarda yirmi yaş dişleri çekilmelidir?

 

 

Perikoronit (Dişeti Apsesi): 

  

Kısmen çıkmış bir yirmilik dişi çevreleyen dişetinde bakteri ve yiyecek artıklarının depolandığı bir enfeksiyon odağı oluşur. Bu durum ağız kokusu, ağrı, ödem ve trismusa (ağzın tam açılamamsı hali) sebep olur. Enfeksiyon lenfler aracılığı ile yanak ve boyuna yayılabilir. Yirmilik dişin etrafındaki bu enfeksiyona yatkın zemin sık sık ve kolayca enfekte olmaya adaydır.

 

 

Basınç ağrısı: 

  

Sürme sırasında yer darlığı nedeniyle komşu dişlerde basınç oluşabilir ve sıkışmadan dolayı bir ağrı hissedilebilir. Bazı durumlarda bu basınç ödem ve şişmeye yol açar.

 

 

Çürük:

  

Tükürük, bakteri ve yiyecek parçaları yeni çıkmakta olan dişin açtığı yuvada birikerek hem yirmilik dişi hem de yanındaki azı dişini tehdit eder. Bu tip çürükleri fark etmek ve tedavi etmek oldukça zordur. Ağrı ve enfeksiyona yol açan ve apseyle sonuçlanan ağır tablolar meydana gelebilir.

 

 

 

 

Kist oluşumu:      

 

Gömük veya yarı gömük bir dişin sebep olduğu kistik lezyon kemik yıkımına, çene kemiğinde kendiliğinden oluşan kırıklara ve çevredeki dişlerin yer değiştirmesine ya da zarar görmesine sebep olur. Ağrısız oluşumlar olduklarından fark edilmeden büyürler. Kemik yıkımını önlemek için diş çekilmeli ve kist temizlenmelidir. Nadiren bu kist çok geniş alanlara yayılırsa tümörlere dönüşebilir ve çene kemiğine kendiliğinden kırıklara sebep olabilir.

 

Protezle ilgili sebepler:

  

Protez planlaması yapılan bir ağızda yirmilik dişleri hesaba katmak gerekir. Çünkü, yirmilik diş çekildikten sonra değişen ağız yapısına göre yeni bir protez yapmak gerekecektir.

 

Ortodontik nedenler:

 

Tamamlanmış bir diş arkında yer olmaması durumunda sürmekte olan yirmi yaş dişleri ark formunu bozup çapraşıklığa sebep olacaksa çekilmeleri gerekir.

 

Yanak ısırma:

 

Normal pozisyonda süremeyen 20 yaş dişleri çiğneme esnasında sık sık yanak ısırmaya sebep oluyorsa alınmaları uygun olur.

 

 

 

 

 

 

 

KÖK UCU REZEKSİYONU

Diş kökünde çeşitli nedenlerle meydana gelen apse veya kistik lezyonlar, kanal tedavisi uygulamasının yetersiz kaldığı durumlarda direkt olarak açılıp enfekte kök bölgesinin kesilip çıkartılmasıyla tedavi edilmeye çalışılır. Bu uygulamaya apikal rezeksiyon işlemi denir.

 

Apikal rezeksiyon diş çekiminden önce değerlendirilmesi gereken bir tedavi seçeneğidir. Enfeksiyonun veya kistin boyutuna göre nüks görülebilir.Operasyon sırasında oluşan kemik kaybını telafi etmek için kemik grefti uygulaması yapılabilir. (Yapay veya doğal kemik dokusu ilavesi.)

 

 

Apikal Rezeksiyon Ameliyatı Hangi Durumlarda Yapılır?

 

• Diş kökünde aşırı eğrilik, perforasyon (delinme) veya kök kanalı içinde kalsifikasyon bulunması nedeniyle kanal tedavisinin tam olarak yapılamaması
• Kök ucu tamamen kapanmamış yani gelişmini tamamlayamayan dişlerde kök kanal temizliğinin ve dolgu maddesi uygulanmasının başarılı bir şekilde yapılamayacağı dişlerde
• Kök kanalına dişin üzerinden ulaşılamadığında (kuron veya köprü protezleri yani kaplamaların varlığında) kanal tedavisi yapılamadığı durumlarda
• Kök kanal tedavisi sırasında alet kırıldıysa  (kırılan aletin mutlaka çıkarılması gerekiyorsa) aleti çıkarmak gerektiğinde
• Dişin kök ucunda kistik oluşumların meydana geldiği durumlarda
• Diş kökünün kemik içerisindeki 1/3 uç kısmının kırılması durumunda

 

 

 

 

 

 

 

Operasyon Sonrası Dikkat Edilecek Noktalar

 

 

• Dudaklarınız kaldırarak yara yerini incelemeye çalışmayınız ve baskı uygulamayınız. Aksi halde dikişlerinizin açılma olasılığı mevcuttur.
• Şişliği azaltmak için operasyon yapılan bölgeye operasyon sonrası 12 – 18 saatlik süreçte dışarıdan buz uygulayınız. Buzu 10 dakika uygulayıp 20 dakika yüzünüzden çekiniz.
• Ertesi günden itibaren ılık tuzlu su veya doktorunuzun önereceği preparat ile gargara yapınız.
• Ilık ve yumuşak gıdalar yiyiniz. İlk birkaç gün çiğneme yapmamaya çalışınız.
• Dişlerinizi fırçalayınız, özellikle dikişli operasyon bölgesini yumuşak bir fırçayla daha dikkatli ve özenle temizleyiniz. .
• İlk birkaç gün şişlik (özellikle operasyon sonrası ikinci gün daha fazla olacak şekilde), hafif kanama ve renk değişimi normaldir. Bu bulgular zamanla azalarak  kaybolur.

• Doktorunuz önerdiği ilaçları düzenli olarak kullanınız.
• Beklenmedik bir durumda (aşırı kanama, şişlik ve ateş artışı) doktorunuza başvurunuz.
• 1 hafta sonra dikişlerinizi aldırınız.
• İlgili bölgede günler yada haftalar sürebilen his kaybı söz konusu olabilmektedir.
• 6 ay sonra kontrol amaçlı olarak tekrar doktorunuza başvurunuz.

 

 

 

KİSTLER NASIL MEYDANA  GELİR?

 

 

* Kistler, embriyolojik gelişim sürecinde dokular içine yerleşen hücre artıklarından,        

 

 

* Kök kanalında gelişen enfeksiyon sonucu kök ucu meydana gelen patolojik değişiklikler ile

 

 

* Kök ucunda kistik lezyonu bulunan dişlerin çekimi sonrası çene kemiği içinde bu lezyonun kalması sonucunda gelişebilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

Kist Ameliyatları

 

 

Kist ameliyatlarında temel ilke tüm kistin çeperi ile birlikte çıkarılmasıdır. Kist lezyonu ile ilişkili olmayan komşu diş kökleri korunmalı ve kist içerisinde bulunan dişlerin apikal rezeksiyon yöntemi ile ağız içerisinde kalması sağlanmalıdır.

 

 

 

 

Kistin oluşturduğu basınç sebebiyle süremeyen (çene kemiği içinde gömülü kalan) dişler için;

Kist içerisine diren yerleştirilir. Bu diren her hafta değiştirilerek kist içindeki basıncın azaltılması, kist çevresinde yeni kemik oluşumu ve gömük kalan dişlerin sürmesi sağlanır. Kist tedavisinin fonksiyonel veya estetik sorunlara yol açmaması için, büyük kist boşluklarının uygun kemik greftleri (kemik tozu) ve membranlar(bariyer) ile rekonstrüksiyonu gereklidir.

 

 

ÇENE KIRIKLARI

Çeneler ve yüzü oluşturan kemikler (maksillofasiyal bölge); trafik kazası, spor kazaları, kişiler arası şiddet ve iş kazaları ve benzeri nedenlerle travmaya maruz kalıp kırılabilir. Tipik olarak yüz yaralanmaları; yumuşak doku yaralanmaları (deri ve dişeti), kemik yaralanmaları (kırıklar) veya özel bölgelerin yaralanmaları (göz, fasiyal sinir veya tükürük bezleri gibi) şeklinde sınıflandırılabilir. Yüz yaralanmaları hastada, fiziksel travmaya olduğu kadar duygusal travmaya da neden olur.

 

 

Çene yüz kırıklarını en iyi şekilde tedavi ve stabilize eden cerrahi işlem; kemiğin kırılmış parçalarını tam karşılıklı getirerek birbirine küçük titanyum plak ve vidalarla sabitlemektir. Bu tedavi tekniği iyileşmeyi sağlamakta ve ihtiyaca göre çenelerin birbirine bağlanmasına da izin vermektedir. Bu yönteme rijit fiksasyon adı verilmektedir. Çeneler izin verdiği ölçüde immobilizasyon (hareketsizlik) bu plak ve vidalarla yapılmaktadır. 

 

 

 

Dişlerin ve çevre dokuların yaralanması:

 

 

Travmadan sadece dişler etkilenmiş; kemikler sağlam kalmışsa; yaralanmanın derecesine göre çeşitli tedaviler düşünülebilir. Yerinden oynamış veya tamamen yerinden düşmüş dişin tekrar yerine yerleştirilmesi mümkün olabilir. Bu çeşit yaralanmaların bir kısmı çeşitli splintlerle tedavi edilmektedir (bağlayarak veya dişleri birbirine yapıştırarak stabilize etmek).

 

Diş, ovalamadan sade su ile yıkanıp aşağıdaki koşullardan birinde saklanmalıdır:

 

• Eğer hasta uyanık ve dikkatli ise diş hekimine gidinceye kadar dişi, ağızda dil altına saklamak uygun bir seçimdir.
• Alternatif olarak soğuk süt, tuzlu su, su (kaynamış, ılımış) kullanılabilir.
• İdeal olarak diş veya dişler yuvalarına sağlam bir şekilde yerleştirilmelidir.

 

Genellikle dişler reimplante edildikten sonra (tekrar yerine yerleştirildikten sonra) komşu dişlere splintlenerek veya braketlenerek (özel tellerle bağlanarak), ağızda tutulurlar. Bazen dişleri tutan kemik (alveolar proçes) de kırılmış olabilir ve ortodontik braket benzeri tellerle sabitlemek gerekebilir. Eğer diş yerinde tamamen çıkmamış, sadece oynamışsa; dişi yuvasında tutan lifler bağlı veya canlı olduğunda dişin yerine yerleştirilmesi başarılı olabileceğinden asla sallanan diş çekilmemelidir. Yaralı dişin saklanamadığı veya tedavi edilemediği durumlarda, kayıp dişlerin yerine dental implantlar yerleştirilebilir.

 

 

Travma nedeniyle dişlerin kırılma, çıkma ya da yerinden oynamaları, yaygın bir yaralanmadır. Eğer diş tamamen yerinden çıkmış ise dişin canlılığını koruduğu süre boyunca yerine yerleştirilebileceğini hatırlanmalıdır. Diş, yuvasına ne kadar erken yerleştirilse dişin yaşama şansı da o kadar çok olacaktır. Bu yüzden hasta olabildiğince çabuk bir dişhekimine gitmelidir.

 

Birçok koşul altında bu gibi yaralanmalarda  iyi saklanmış ve hızlı reimplante edilmiş olmak kaydıyla, mükemmel tedavi sonuçları elde edilmektedir. Avulse dişlere ilk iyileşme döneminin ardından diş kaybını önlemek amacıyla  endodontik tedavi uygulanmalıdır. Dişin yuvasının dışında geçirdiği zamanın, yerine tekrar kaynaması veya kaybedilmesi açısından önemli olduğu hatırlanmalıdır. Dişin soket dışında geçirdiği süre iki saatin üzerine çıkarsa en kesin tedavilerle bile ağızda tutulması mümkün olmayacaktır. Eğer diş kaybedilirse; boşluk, implant veya köprü protezi ile kapatılabilir.

 

 

SİNÜS LİFTİNG

 

Üst çene kemiğinin (maxilla) sağ ve sol bölümlerinin içerisinde sinüs adı verilen boşluklar bulunur. Bu boşlukların ana görevi kafatası kemiklerinin ağırlığını azaltmaktır. Bu boşluklar; yıllarca dişsiz kalmış bölgelerde dişlerin dizildiği (implantın yerleşeceği) alveol kemiğine doğru hacimsel olarak genişler. Bu genişleme implantın yerleştirileceği kemik hacminde azalma demektir.                                                                         

 

Sinüs Lifting azalan  kemik hacmini sinüs boşluğu yönünde artırmaya yönelik özel bir cerrahi uygulanmadır. Hastanın isteğine göre lokal ya da genel anestezi altında uygulanabilen bu operasyon ile çene kemiği ile sinüs mukozası arasına kemik partikülleri yerleştirilir ve kemik oluşumu için en az 6 altı ay beklenir.

 

 

Sinüs lifting operasyonlarında hastanın kendi kemiği (otojen greft) ya da kemiğe dönüşebilen malzemeler (biyomateryaller) kullanılabilmektedirler. Biyomateryaller, sentetik olarak üretilen kalsiyum-fosfat bileşikleri (Hidroksilapatit, Trikalsiyum Fosfat), mercanlardan elde edilenler, cam esaslı olanlar, hayvan (sığır-domuz) veya insan kaynaklı olanlar olmak üzere geniş bir kaynak çeşitliliği gösterirler. Bu malzemelerden hangisinin en iyisi olduğu sorusuna yanıt olarak greftler içersinde insanın kendi dokusunun (otojen greft) her zaman en verimli olan olduğunu söylemek mümkündür. Ancak yapılan çalışmalar operasyon tekniği doğru uygulandığında bütün malzemelerin benzer sonuçlar verdiğini göstermişlerdir.

 

 

Günümüzde; dünyada, genel yaklaşım sinüs lifting işlemi için gerekli olan greft hacmi her sinüs için yaklaşık 2-3 cm3 olduğundan hastanın vücudunun başka bir bölgesinden kemik almak yerine, sığır kaynaklı deproteinize-mineral greft (proteinden arındırıldığı için hastalık taşıma riski bulunmayan, mineral kısmı ise insan kemiğinin kalsiyum ve fosfattan oluşan mineral komponentine benzeyen) kullanmak yönündedir. Hastanın kendi kemiği ile sentetik greft kaışımı da yaygın olarak kullanılmaktadır.

 

 

Sonuç olarak, sinüs lifting işlemi üst çenede, arka bölgede yer alan çiğneme işlemi için en çok kullandığımız küçük azı ve büyük azı dişleri bölgesinde diş eksiklikleri ile birlikte sinüs tabanının sarkık olup, kemik yüksekliğinin 4mm nin altında bulunduğu vakalarda uygulanır. sabit implant-üstü protez yapabilmek için sinüs boşluğunun kemiğe dönüşen malzemelerle doldurulmasını içeren cerrahi bir yöntemdir. Uygulama basit ama hassas bir cerrahi tekniğe sahiptir.  

 

 

             

 

 

 

KEMİK OGMENTASYONU

 

 

 

 

 

Diş çekimlerinden sonra, uzun dönemde karşılaşılan en büyük problemlerden biri çene kemiklerinde görülen erimedir. Diş kayıplarının tedavisi, implant uygulamaları ile giderilecekse kemik yüksekliği ve hacmi daha da önem kazanır. İmplant uygulaması, belirli yükseklikte ve kalınlıkta kemik varlığını gerektirir.

 

 

Erken yaşta diş kayıpları ya da yoğun dişeti iltihabı sonucu kemik hacminde oluşan azalmaları kemik onarımları ile giderilebilir. Bu onarımlar, hastaların kendi vücutlarından alınan kemik ile gerçekleştirilebildiği gibi, inorganik materyaller ya da sentetik materyaller de aynı amaçla uygulanabilir. Çene cerrahisindeki gelişmelerin en önemlilerinden biri de bu uygulamaların kolaylaşması, hızlanması ve güvenliğinin artmasıdır.

 

 

İmplant uygulamasının başarısını sağlayan en önemli faktör, uygulamanın yapılacağı bölgedeki çene kemiğinin yeterli miktarda, yoğun, sert ve sağlam olmasıdır. Kemik miktarının az olduğu durumlarda dişetinin üzerinden açılan bir alandan kemik eklemesi yapılır. Bu sayede kemik dokusunun hem yüksekliğinde hem de kalınlığında implant uygulaması için gerekli olan kemik hacmi sağlanır. Bu işleme "kemik ogmentasyonu" adı verilir. Kemik ogmetasyonu sayesinde artık geçmişte implant uygulanamayan pek çok olguda artık başarılı implant uygulamaları yapılabilmektedir.

 

 

 

İmplant planlanan kemik bölgesinde kemik kalınlığının ve/veya yüksekliğinin az olması durumlarında rejeneratif kemik cerrahilari ile istenilen kemik miktarlarına ulaşılabilmektedir.

 

 

Bu amaçla uygulanan kemik greftleme operasyonlarında implant yerleştirilmesi planlanan çene bölgesine cerrahi olarak hastanın kendi kemiklerinden alınan (otojen) ya da sentetik olarak üretilen kemik greftleri yerleştirilir. Hastanın kendi kemiğinin kullanıldığı otojen greftlemelerde verici kemik kaynağı olarak çene kemikleri, kalça kemiği (iliak kemik) ya da tibia (kaval) kemiğinden alınan blok yada granül haldeki kemik kullanılabilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tüm Hakkı Saklıdır © 2019 - Bu sitede kullanılan tüm içeriklerin telif hakları "Ayşe Naime (Kor) Altuntaş'a" aittir.

‘Bu web sitesinin içeriği, kullanıcıyı bilgilendirmeye yönelik hazırlanmıştır, hiçbir ticari amaç taşımaz. Bu sitede yer alan bilgiler, hiçbir zaman bir hekim tedavisinin ya da konsültasyonunun yerini alamaz. Bu web sitesinin içeriği, asla kişisel teşhis ya da tedavi yönteminin seçimi için değerlendirilmemelidir.’